DAŞTAN

herkes köşesine çekilmiş; burası da benim.

Film senaryoları ile günümüz teknolojisindeki benzerlikler
Yazar: Cem DAŞTAN • May 21st, 2008 • Kategori: Teknoloji

Bilimkurgu filmlerini oldum olası sevmişimdir. Hele hele yapımı için milyon dolarlar harcanan filmlerin bir çoğu senaryo ve görsellik olarak gerçekten de çok başarılı. Sadece günümüz film senaryoları değil de çok eski yapım filmlerin konuları da zamanla çeşitli haberlerde çıkan konular ile benzerlikler göstermekte. Çoğu zaman filmleri izlerken acaba gerçekte bu mümkün müdür diye düşünmedim değil. Hele hele mantıklı sebep sonuç ilişkisi içeren filmler hep düşünmeme sebep olmuştur. Örneğin her çocuğun izlediğinde beğendiği Back To The Future filmi. Micheal J. Fox’un meşhur Geleceğe Yolculuk filmi serisi. Birden çok kez seyrettikçe mantık hatalarının bulunduğu bir film ama genel olarak düşündüğünüzde gelecekten geçmişe bilinmezleri getirdiğinizde zamanda kırılmalar yaratacağı aşikardır ama bunun nasıl sonuçlar doğuracağını kimse bilemez. Bu zaten çok uç bir örnek ama bazı filmler var ki gerçekten de şu son zamanlarda okuduğum haberlere benzer nitelikler taşımakta.

terminator3-03" src="http://cem.dastan.biz/wp-content/uploads/2008/05/terminator3-03-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" align="left" />

Son zamanlarda haberlerde çıkan bazı başlıklara göz gezdirdim. Örneğin savaşlar artık eskisi gibi er meydanlarında değil de uzaktan temel hedeflerin yok edilip sonrasında aciz kalan noktalara nokta atışları ile kayıplar azaltılarak istenilene ulaşılabiliyor. Bu belirlenen temel hedefler ya uzaktan imha ediliyor ya da sanal olarak saldırıya uğruyor. İşte bu noktaya değinmek istiyorum. Çin için geçenlerde yanlış hatırlamıyorsam Hindistan’dı sanırım (yanılıyor olabilirim) savunma sistemimize siber bir saldırı gerçekleştirdi denildi. Bu da demek oluyor ki artık savaşlar sanal ortamda rakip ya da düşman ülkeye saldırarak teknolojik olarak etkisiz hale getirmek. Bu da tüm savunma sisteminden tutun da artık bilgisayarın vazgeçilmez olduğu bu çağda büyük hasar ve etki yaratır. İşte bu konuyla ilgili okuduğum ikinci haber de Amerika’nın bu tarz saldırılara karşı 30 milyar dolar bütçe ayırdığı ve özel bir savunma sistemi kurmaya başladığıydı. Sanal bir savunma sistemi ki Amerika teknoloji savaş alanında en çok kullanan ülke. Hele internet onların elindeyken ulaşamadıkları bir yer yokken. İşte bu konumda bir film geliyor aklıma. Yapay zeka her ne kadar ilerlemese de aslında hayal edilenden oldukça ileride. Bu sistemler her ne kadar mükemmel ve kusursuz kurulsada eninde sonunda bir insan ürünü. Açıkları ve hataları mutlak olur. Birileri mutlaka bu açığı bulur. Ama dışarıdan ama içeriden. Şimdi bir savunma sistemi düşünün herşey elinin altında, yapay bir zekaya sahip. Bir de dışarıdan bu sisteme saldırıda bulunan bir kişi bir şekilde sisteme girip saldırısını düzenliyor ve sistemi tersine çevirebilecek bir virüs yolluyor olsun. Aklınıza Terminatör geldi mi? Benim ilk etapta aklıma bu geldi. Öyle insan bedenindeki robotlar falan değil demek istediğim. Meşhur Skynet. Bir savunma sistemi kurulmuş adı skynet olmuş ve virüs gibi davranıp kapatılamaz duruma geliyor ve hedefler geri şaşıyor. Filmin anlattığı bu mudur? Bu dur bence. Az önce bahsettiğim haber de de benzerlik gösteriyor.

Gelelim ikinci örneğimize. Bir zamanların filmi. Hele hele makyaj konusunda oldukça iyi bir film. Marlon Brando‘nun Doktor Monreau’nun Adası. Hatırlar mısınız bu filmi? Dr Monreau denen bir bilim adamı kendi adasında insan ile hayvan ırklarından melez ırklar türetiyor ve bunları kontrol altında tutup deneyler yapıyordu. Film de bu melez yaratıkların kendi benliklerini bulup mantığa kavuşmaları ile işlerin karışmasını anlatıyordu. Geçtiğimiz bir iki gün öncesinde bir haber daha okudum. İngiltere Avam Kamarası yeni bir kanuna imza atarak bilim adamları için bir engeli ortadan kaldırdı. İnsan embriyosu ile hayvan embriyolarından melez embriyolar yaratma. Bunun bilimsel olarak faydalarını savunacak çok kişi çıkacaktır. Örneğin bu yaratılan melez canlıların hayatsal olarak bir değeri olmayacak düşüncesinde olacaklardır. Bu etik olarak doğru mudur yanlış mıdır bilemem. Kişisel görüş vermek gerekirse her canlının hayata gelmesinin tek sebebi olduğunu biliyorum. Ortaya çıkacak garip melezler yok edilecek. Büyük ihtimalle amaç ihtiyaç olacan insan organlarının üretilmesi. Böbrek hastalarına nakil edilebilecek böbrekler mesela. Akla gelen ilk şey bu tarz bir ihtiyaçlardır sanırım. Bunun haricinde ilk denemeler hemen başarılı olmayacaktır. Yine bir başka filmi hatırlayalım. Yine benim küçükken seyrettiğim bir film The Fly, Sinek adıyla yayınlanmıştı. Yanlış hatırlamıyorsam ya iki ya da üç filmlik bir seri idi. İki nokta arasında ışınlanma yöntemi ile nakli araştıran bir bilim adamı. Kendi üzerinde denerken içeri bir sinek girer ve bilim adamımız bunu farketmez. Sonuçta sistem ilk kabindeki canlı ya da nesneyi moleküllerine ayırır diğer tarafa ışınlar ve burada geri birleştirir. İşte iki canlı ilk kabinde ise ikinci kabinde bunu ayrı ayrı değil de tek bir bedende birleştirince bizim bilim adamımız dev bir sineğe dönüğşmeye başlar. Kısaca ucube bir yaratık olur. Şimdi düşünmekte fayda var. Bir yandan hasta insanlar var ölümle pençeleşen. Diğer yanda bu insanları kurtulması için umut vadeden bir bilim. Ama şunu da unutmamak lazım. Bu dünyaya sonsuza kadar yaşamak için gelmedik. Ölüm elbetteki olacak ama o şekilde ama bu şekilde.

Son olarak şöyle bağlayalım yazımızı. Film senaryoları her ne kadar uçuk kaçık gelse de film sonlarında öğrendiğimiz sebepler bir bir karşımıza çıkmaya başladı. Sonucunu görecek kadar yaşamayız ama görecekler için endişelenmek gerekir mi acaba ?

Etiketler: , , , , , ,

2 yorum var »

Geriizlemeler

  1. 100puan.com
  2. www.tusul.com

Yorumlarınız

Türkçe'yi kaybetmemek için çaba sarfedin. Yorumlarınız Türkçe'ye uygun olsun!